17.09.2008. Küçük Prens öyküsünden hüzünlü bir bölüm...
-Geceleyin gökyüzüne baktığında, ben bunlardan birinde olacağım, bunlardan birinde güleceğim için, sanki tüm yıldızlar gülüyormuş gibi gelecek sana. Gülmesini bilen yıldızların olacak.
Yine güldü.
-Ve üzüntünü unuttuğunda(insan her zaman unutur üzüntüsünü) beni tanımış olduğuna sevineceksin. hep dostum olarak kalacaksın. Benimle birlikte gülmek isteyecek canın. Ve kimi zaman gidip, öylesine, keyfince, pencereyi açacaksın... Dostların senin gökyüzüne bakarak güldüğünü görünce şaşacaklar. O zaman onlara diyeceksin ki: "Evet, yıldızlar beni hep güldürür!" Seni deli sanacaklar. Ben sana da pek güzel bir oyun oynamış olacağım...
Yine güldü.
-Sanki sana yıldız yerine gülmeyi bilen bir sürü küçük çıngırak vermişim gibi...
Yine güldü, ama sonra yeniden ciddileşti:
-Bu gece... Bak... Sakın gelme.
-Bırakmayacağım seni.
-Acı çekiyormuş gibi görüneceğim... Biraz da ölmek üzereymişim gibi. Böyle işte. Gelip görme bu halimi, zahmete de değmez.
-Bırakmayacağım seni...
Kaygılı bir hal almıştı.
-Bak, bunu sana... Yılanı düşünerek söyledim. Seni sokmamalı. Yılanlar kötü yaratıklardır. Keyif için sokabilirler...
-Seni bırakmayacağım.
Bir şey içimi, rahatlattı:
-Ama ikinci kez soktuklarında artık zehirleri kalmaz...
O gece yola çıkışını görmedim. Sessizce kaçmıştı. Kendisine yetiştiğimde kararlı bir halle, çabuk adımlarla yürüyordu. Bana şöyle demekle yetindi:
-Oh! Geldin ha...
Elimi tuttu, ama hala üzüntü içindeydi:
-Gelmekle doğru yapmadın. Acı çekeceksin. Ölmüş gibi görüneceğim, ama gerçekte ölmeyeceğim...
Susuyordum.
-Anlıyor musun?.. Çok uzak yolum. Bu bedeni taşıyamam. Çok ağır.
Susuyordum.
-Bırakılmış eski bir ağaç kabuğu gibi olacağım. Eski kabukların acınacak halleri yok ki...
Cesareti biraz kırılmışsa da bir çaba daha gösterdi:
-Güzel olacak, inan bana. Ben de yıldızları seyredeceğim. Tüm yıldızlarda çıkrığı paslı birer kuyu olacak.
Susuyordum.
-Ne kadar eğlenceli olacak! Düşün ki senin beş yüz milyon çıngırağın var, benim de beş yüz milyon çeşmem.
O da sustu, ağlamaya başlamıştı çünkü...
-Geldi, dedi. Bırak da tek başıma bir adım atayım.
Korkudan yere oturdu.
Ekledi:
-Biliyor musun... Çiçeğim... Sorumluyum ondan! Öylesine güçsüz ki! Hem de öylesine saf. Hiçbir işe yaramayan dört dikeninden başka bir şeyi yok kendisini savunacak...
Ayakta duracak halim kalmadığı için ben de oturdum. Dedi ki:
-İşte... Hepsi bu...
Yine biraz duraksadı, sonra ayağa kalktı. Bir adım attı. Ben kıpırdayamıyordum.
Ayak bileğinin yanında sarı bir parıltı ortaya çıktı. Bir an hareketsiz kaldı. Bağırmadı. Bir ağaç gibi yavaşça devrildi. Kumların üstüne düştüğü için gürültü bile çıkarmadı.
29 ağustos 'müziğin tanımını yapmak istedim' 2008. müzik: david bowie, richard hell, tom waits ve lou reed'in bulup, icra ettiği uyumlu sesler topluluğuna müzik denir.
yorumlar (0)29.08.08. bugün, seinfeld in şu ana kadar çekilmiş en iyi dizi olduğunu farkettim.
yorumlar (0)16 mayıs. Aman tanrım denizin rengi ne kadar güzel, açık mavi okyanus gibi. plajda güneşlenen danimarkalılar da en hafif giysilerini giymişler, güneşlenme dersi veriyorlar sanırsam. bu yaz güzel geçecek hissedebiliyorum. bot turları bile çıkmışlar ortalığa sesler geliyor -dımtıs dımtıs-.. yaz geldi mi yoksa?
yorumlar (0)Kullanıcıların istedikleri ürünleri -şapka, tişört, seksi donlar, saatler vs. gibi- tasarlayabildikleri ve onları üretip satan türkiye'ye de kargoyu çok hızlı gönderebilen, fiyatlarıda çok makul olan, benimde arada bişeyler tırtıkladığım cafepress diye bir yer..
yorumlar (0)25 insan 2008. bir kızdan şöyle birşey duyuyorsunuz: "seni göremiyorum, gregory peck'lemi sevişiyorum belli değil?"
yorumlar (1)
